Sonuçta bir şekilde egosunu tatmin etmeye çalışır insanlar, doğaları gereği. Farklı yollar, farklı nedenler. Daha doğrusu farklı eksiklikler. Ne taraf eksikse oraya yönelir. İşimize gelmeyen şeyler olunca sağa sola anlatmamızın bir nedeni de bu değil mi peki? Bilmemkim tavuğuma kışt dedi, hemen feysbukda zekice laflar ederek dokundurma yapayım. "Tavuklara eziyete hağyır (tiki ağzıyla okuyun) hem de ÜÇ kere hağyır...." tüm yakın arkadaşlarımız bunu beğensin, sonra biz başka şeyler yazalım sağa sola bağıralım.
Boş. Evet bayağı bildiğin boş. Anlamsız. Çözüm üretmeyen, gitmiş olmuş bitmiş şeylere karşı verilen ilginç tepki. Problem dokunulmaz olunca sağındaki solundaki şeylere derdini anlatmak. Enfeksiyon kaptığı için üstünü kaşıyamadığın yaranın etrafını kaşıyarak kendini bir nebze rahatlatmak gibi birşey herhalde. Sonra bir de yaşadıklarını kesinlik olarak görenler var. Yapmayın. Ne güzel, ne çirkin, aslında üzerinde ne sıfat koydunuz farketmez; hepsi değişebilir. Devrilmesi için ne kadar ittirilmesi gerektiği değişebilir tabii ki, 3 ayaklı bir masa ile 4 ayaklı bir masayı devirmek farklı işlerdir sonuçta. Ama sizin 4 ayaklı, hatta 8-10 ayaklı zannettiğiniz masalarınızdan şaşırtıcı sayıda yanlış gördüğünüz olacaktır. Hatta bazıları masa bile değil onların. Kimisi üstünüze binmiş insanlar, sizi sülük gibi emen; kimisi de sizin farkında olmadan üzerine oturup kanepe niyetine kullandığınız kişiler. Suçlamıyorum sizi; hayır. Çoğu zaman farkında olunmuyor, geniş bakış açısına sahip olmak da yetmez zaten. O geniş bakış açısının bir şeye yarayabilmesi için; uzaktan bakmalısınız.
İşte bu yüzden kendi sahip olduğu şey (mesela ebeveynlik görevlerini yapış şekli) bazı konularda enkaz halinde iken; onu görmez de arkadaşının, tanıdığının ebeveynliğindeki kusurları görür. E bu da doğal tabii ki, çünkü uzaktan bakıyoruz. Nasıl gözlerimiz kafamızdan fırlayıp bize doğru bakmıyorsa, biz de aynı şekilde, algılarımızı dışa dönük tutuyoruz. Böyle öğreniyoruz. İşte tam da bu yüzden, yeterli farkındalığa sahip olmayan kişiler hayatlarında ilk kez ruhsal bir aynayla karşılaştıklarında; o güne kadar en çok tepki verdikleri ve yerdikleri "yanlışların" yaşayan birer temsilcisi olduklarını gördüklerinde bu kadar şaşırırlar. Genelde ilk tepki kabullenmemektir. Egonuzu öpsünler sizin; çıkarın at gözlüklerinizi, açın zihninizi.
Ufkunuzun önünüze konulan paravanlara kadar olduğunu farkettiğinizde; hayal bahçelerinizden dışarıya isteyerek ya da istemeyerek adım attığınızda; sizi küçük bir gülümseme ile karşıladığımı ve "Gerçekliğin çölüne hoşgeldin." dediğimi hayal edin. Merak etmeyin, uyandıktan sonra tekrar uyumaya karar vermezseniz, uyuyanların asla elde edemeyeceği bir bilgeliğe sahip olacaksınız. Matrix fiziksel olarak olmasa da, zihinsel olarak var. Bilinçaltımız reklam çöplüğü, sadece farkında değiliz.
Bilgelikten bahsettim; sanki zihninizde oluşan "kendini beğenmiş" sıfatını görebilir gibiyim... İnanın bana, öyle değil. Evet; belki bazen; kaçınılmaz şekilde. Ama zihninizi size söylenen yalanların sıcak yatağından kaldırıp; kavrayışın kutbuna doğru yürütmeye başladığınızda gerçekten çok daha farklı bir yerde olduğunuzu anlayacaksınız.
Gerçekler canınızı yakacak. Keskin esen buz rüzgarlarının derinizi acıttığı gibi. Ama hey; ben size "gerçek" dedim, şeker değil.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder