1 Ağustos 2011 Pazartesi

Deutschland

Yanımda okuyacak birşey olmadığını farkettiğimde aklıma geldi... O zaman birşeyler yaz. Okuyacak birşeyin yoksa sen okunacak birşeyler yarat. Aslinda okunacak birseyler yaratmakla ilgili degil, bilmiyorum; icimden öyle geldi. Arada bir gelir öyle. Illa yaraticilikla da alakali degil, gerci yaraticilik iceren anlarda da bir sekilde kaydetmedigim icin ne kadar sey kaybettim acaba? Gerci bazen yazdigin ya da ne bileyim sesini kaydettigin seylere geri döndügün zaman ne kadar yavan olduklarini farkediyorsun. O anda inanilmaz yaratici görünen ve mükemmel olmasa da cok iyi bir fikirmis gibi ortaya cikan seyleri daha sonra sakin kafayla ya da baska bir ruh haliyle, kisacasi o anda aklina gelen seyi anlamli kilan o andaki durumlar degisince *pof* artik o sey anlamli degil. Yine de kaydetmek ilginc bir his veriyor. Ya da kaydetmek degil de, kayit isi bittikten sonra baktiginda sanki bir iz birakmissin gibi geliyor. Ormandaki isimsiz bir agacin üzerine kazinan bir harf kadar diger kisiler icin anlamsiz. Senin icin de öyle ahim sahim bir anlam degil belki ama yine de bir baglanti. Denize saldigin olta gibi; misinayi takip edince senin eline ulasiyor.

Aaaand here we go. Sitting on a bench looking towards Bodensee... Well at least I don't have to worry about Turkish characters in the writing. I even have this ß,ä and ö letters here, since I'm writing on a German keyboard. Yay. Well you couldn't make out the hint of sarcasm in that 'yay' over there. That's the difficulty in writing I think. But I've been told that I had the ability to write things like speaking. I guess I have a knack for it, or whatever you wanna call it. The weather's fine here by the way, at least for today. It changes so fricking fast. Think about this: It's morning... The first thing that wakes you up is the chirping birds outside... Not chirping like they want to eat your brains or like they have something against you sleeping properly; but like they're minding their own business, conversing with one another, or trying to tell others something. I don't like the other kind of chirping anyway, it makes you want to errr.... think bad things about those f*cking birds outside that wake you up with their damned voice at 6 a.m. when you managed to sleep at 4 a.m. . Anyway I think you got the idea. Not those kinds of birds. *Ahem* so where were we? Ah yes, the morning. You wake up, birds and stuff. And one of that "stuff" here in particular is sunlight. Not the kind that makes you sweat heavily and pushes you into thinking that a vacation including polar bears would be a good idea. But the kind that wakes you up gently, and doesn't hurt your eyes because it's filtered through curtains or whatever you put on your windows. Or the angle might not be enough for the light to go directly in your eyes in case you don't have anything on your windows and you're a perv that likes to show other people your naked body. Yeah I got lost there I know, I know... Anyway the morning is good with the birds and sunlight and other feel-goody stuff that I cannot be bothered to decribe right now. And the weather suddenly goes shit after midday and you're sitting inside the house looking outside wondering if god is suffering from prostate.

So I'm sitting on a bench right now, writing this stuff on my phone, or "handheld computer" or whatever it was called in the manual. People pass in front of me and there are families ( actually there's a family passing right now and one of the children kept saying "ganz kleine ganz kleine" and the other oe was kinda cryind and making noises like "baaa baaa baaa baaaa" at the same time in his baby car), bikers, couples holding hands, friend groups, tourists... I'm alone; obviously. If I wasn't alone; the person next to me would be listening to this crap instead me writing it.

I don't particularly "like" life right now. The world is unfair. And you don't have to be in the depths of poverty or something to say this. Simply check others problems... If someone is thinking about how he has been hungry for two months without a proper meal, and the other one is thinking about how he has been without caviar for two months, it doesn't take a genious to figure out that there's something VERY fucked up with this world we're living in. And there's also something wrong, if I am here writing random stuff that's coming on to my mind to forget the fact that I am feeling alone. Now some people started singing and playing some instruments. About 50 meters away from me. And the songs are happy ones. Not sad ones. Don't worry I won't describe what kind of happy it is and isn't.

And there are ships passing by as the sun started to set, it's 18:35 by the way and that group started singing and playing again. I can only hope that I will find someone, or someone will find me. I prefer to be alone instead of going with something that I know is a lie, call me a fucking retard if you want, or make that singer over there scream in my ear in German, but I've decided that I don't want to give false hope or I dunno... live something that isn't going to go anywhere in general. And the reason I can only "hope" is that I don't believe in god anymore. No I'm not going to enter a theological debate with myself and provide answers in this whatever-I'm-writing-right-now; that might or might not satisfy you. Either there is no god or it isn't what it claims to be. If it doesn't exist, well ok then...but if you're over there and taking some perverse pleasure from all this or getting some kind of fulfillment to your ego, then allow me to say "fuck you" for creating or managing or visiting -or whatever your interaction is- an almost perfect ecosystem and letting us shitheads called "humans" fuck over one another like this. Seriously, screw you whatever you are. I want to be pissed at somebody. I want to blame someone for everything. I want it to get better. I want to be able to say "everything is fine" and mean it.

Aaaaah screw this... I don't care if I drop dead at this very second. i don't have anything to look forward to. Not anything real. I'm not gonna kill myself or anything but its just that I don't care. Don't go saying "you're not hungry like so many others are, you have a home and bla and blablabla". I'm tired of thinking others. I want to be selfish but I can't. I see a wounded cat and I become sad. I see a poor person and I become sad. Just becoming sad isn't enough and you should actually try to do something about it and all that jazz; I know. Don't think I'm writing this with the mind of a fifteen year old teenager that thinks he knows everything. It's just that I'm tired ok? I am so very tired of this world and all of its crap that we're forced to swim in everyday.

I don't have faith in anything now. I just feel hollow inside, like watching someone elses life bound to his senses. Or watching everything from behind a window. It's like wearing gloves on your hearth....



It's 19:02 now. I guess I'll head home. Fuck this world and every single shitty thing in it.

3 Aralık 2010 Cuma

Ego

Sonuçta bir şekilde egosunu tatmin etmeye çalışır insanlar, doğaları gereği. Farklı yollar, farklı nedenler. Daha doğrusu farklı eksiklikler. Ne taraf eksikse oraya yönelir. İşimize gelmeyen şeyler olunca sağa sola anlatmamızın bir nedeni de bu değil mi peki? Bilmemkim tavuğuma kışt dedi, hemen feysbukda zekice laflar ederek dokundurma yapayım. "Tavuklara eziyete hağyır (tiki ağzıyla okuyun) hem de ÜÇ kere hağyır...." tüm yakın arkadaşlarımız bunu beğensin, sonra biz başka şeyler yazalım sağa sola bağıralım.

Boş. Evet bayağı bildiğin boş. Anlamsız. Çözüm üretmeyen, gitmiş olmuş bitmiş şeylere karşı verilen ilginç tepki. Problem dokunulmaz olunca sağındaki solundaki şeylere derdini anlatmak. Enfeksiyon kaptığı için üstünü kaşıyamadığın yaranın etrafını kaşıyarak kendini bir nebze rahatlatmak gibi birşey herhalde. Sonra bir de yaşadıklarını kesinlik olarak görenler var. Yapmayın. Ne güzel, ne çirkin, aslında üzerinde ne sıfat koydunuz farketmez; hepsi değişebilir. Devrilmesi için ne kadar ittirilmesi gerektiği değişebilir tabii ki, 3 ayaklı bir masa ile 4 ayaklı bir masayı devirmek farklı işlerdir sonuçta. Ama sizin 4 ayaklı, hatta 8-10 ayaklı zannettiğiniz masalarınızdan şaşırtıcı sayıda yanlış gördüğünüz olacaktır. Hatta bazıları masa bile değil onların. Kimisi üstünüze binmiş insanlar, sizi sülük gibi emen; kimisi de sizin farkında olmadan üzerine oturup kanepe niyetine kullandığınız kişiler. Suçlamıyorum sizi; hayır. Çoğu zaman farkında olunmuyor, geniş bakış açısına sahip olmak da yetmez zaten. O geniş bakış açısının bir şeye yarayabilmesi için; uzaktan bakmalısınız.

İşte bu yüzden kendi sahip olduğu şey (mesela ebeveynlik görevlerini yapış şekli) bazı konularda enkaz halinde iken; onu görmez de arkadaşının, tanıdığının ebeveynliğindeki kusurları görür. E bu da doğal tabii ki, çünkü uzaktan bakıyoruz. Nasıl gözlerimiz kafamızdan fırlayıp bize doğru bakmıyorsa, biz de aynı şekilde, algılarımızı dışa dönük tutuyoruz. Böyle öğreniyoruz. İşte tam da bu yüzden, yeterli farkındalığa sahip olmayan kişiler hayatlarında ilk kez ruhsal bir aynayla karşılaştıklarında; o güne kadar en çok tepki verdikleri ve yerdikleri "yanlışların" yaşayan birer temsilcisi olduklarını gördüklerinde bu kadar şaşırırlar. Genelde ilk tepki kabullenmemektir. Egonuzu öpsünler sizin; çıkarın at gözlüklerinizi, açın zihninizi.

Ufkunuzun önünüze konulan paravanlara kadar olduğunu farkettiğinizde; hayal bahçelerinizden dışarıya isteyerek ya da istemeyerek adım attığınızda; sizi küçük bir gülümseme ile karşıladığımı ve "Gerçekliğin çölüne hoşgeldin." dediğimi hayal edin. Merak etmeyin, uyandıktan sonra tekrar uyumaya karar vermezseniz, uyuyanların asla elde edemeyeceği bir bilgeliğe sahip olacaksınız. Matrix fiziksel olarak olmasa da, zihinsel olarak var. Bilinçaltımız reklam çöplüğü, sadece farkında değiliz.

Bilgelikten bahsettim; sanki zihninizde oluşan "kendini beğenmiş" sıfatını görebilir gibiyim... İnanın bana, öyle değil. Evet; belki bazen; kaçınılmaz şekilde. Ama zihninizi size söylenen yalanların sıcak yatağından kaldırıp; kavrayışın kutbuna doğru yürütmeye başladığınızda gerçekten çok daha farklı bir yerde olduğunuzu anlayacaksınız.

Gerçekler canınızı yakacak. Keskin esen buz rüzgarlarının derinizi acıttığı gibi. Ama hey; ben size "gerçek" dedim, şeker değil.

İnsan

Acaba fikir nereden çıktı onu da merak ediyorum. Bazı kişilerin tabiriyle "tüysüz maymun". Yani niye yaratıldık? Ah evet, yaratıldığımızdan eminim. Şimdi hoplayıp "höt kardeşim dur bakalım" ya da "ay yine mi bu laflar" diye çıkışacaklar vardır; kendileriyle teolojik tartışmalara girme niyetinde de değilim asla. Ama bir gariplik olduğu kesin değil mi sizce de? "Tanrı" kavramını kenara bırakalım, burda yaratılmadan kastım dış bir etki olduğu. Yani şu içinde yaşadığımız gezegene sonradan eklenmiş gibi değil miyiz sizce de? Her canlı çevresine uyum sağlarken, biz çevremizi bize uyum sağlattırma adı altında her yerin ağzına sıçıyoruz. Küresel ısınma lölölerini geçelim efenim, egosunu doyurmak isteyen insan kendini frenlemediği sürece sapıtır gider. Neyse konudan sapmayayım.


Ne diyordum..hah, dış etki.
Artık uzaylılar mı giderken yolda bıraktı dersiniz, Tanrı mı yarattı dersiniz, "Biz zaten elektriği kesmeye geldik kardeşim ne diyosun anlamıyorum ki?" dersiniz bilmiyorum. Ama bi yerde bi şeyler var yani. Bi ara birileri bi dümen döndürmüş yoksa ne bu insan denen varlık, ne de o piramitler "doğal gelişimle" felan olacak şeyler değil. "İki komşu köy en güzel çeşme yarışması yaparken sidik yarışını fazla kaçırınca bunları yapmışlar." Yok yani , gömülü firavunun lahitine sadece ölüm ve doğum tarihinde ( yoksa doğum ve tahta çıkışı mıydı?) ışık vurmasını sağlayacak bir mimariyi...cık... yok olmaz yani bişeyler olmuş işte ara ara.

10 Kasım 2010 Çarşamba

Mavi Bulut

Hmm...

Daha önceden burasıyla alakasız bir yerde yazdığım bi yazıdan başka blog deneyimim yok. Ama bana sanki, ne bileyim, boşluğa bağırmak gibi geliyor blog yazmak. Söyleyeceklerini uçurumdan içeriye bağırmak, yankılandığı sürece uzaklarda bir yerde, görmediğin, ama yine uçurumun içine bağıran kişilerce duyulma ihtimali için mi? Ya da kişisel bilgilerini açık etmediğin sürece yazdığın şeylerin kolay kolay sana herhangi bir şekilde etki etmeyeceği için mi? İnternetin en çok kullanılan amaçlarından birisi içindir belki de; bir maske.

Şimdi kimin olduğunu hatırlayamıyorum ama çok sevdiğim bir sözdür: Birinin gerçekten kim olduğunu görmek istiyorsanız ona bir maske verin. Kişinin içindekinin gerçekten ortaya çıkmasına neden olur yaptıklarının sorumluluğunu almayacak olması. İyi de olabilir kötü de, ama insan doğasını düşünürsek genelde kötü olacağından adım gibi eminim.

Bir de neden mavi bulut? Bulut, çünkü hepimiz bulut gibiyiz gibime geliyor son zamanlarda. Şekil şekil, çeşit çeşit, kümülüs nimbüs derken tür tür bulut. Hiç birisinin şekli birbirinin aynısı değil. Çok benzer bulutlar olabilir, hatta belki doğru şartlar olsaydı neredeyse aynı olacaktı o bulutlar; ama işte, rüzgar da herkese farklı esiyor; hiç birisi ötekinin kopyası olmuyor. Mavi ise daha az felsefik; en sevdiğim renk o yüzden.

Ne olduğumuzu düşünüyorum boş zamanlarımda. Sonra da bir gün şunu sordum, hadi diyelim ki bildin ne olduğunu; ne olacak? Hakkaten ne olduğumuzu bilince bi bok mu olacak? Hristiyan dini resimlerindeki melekler gibi sırtımızdan kanat çıkıp tepemizde hare mi oluşacak? Birinin kendine bu soruları sormasının nedeni anca organ mafyası tarafından kaçırılmış olması olabilir herhalde; buzlu küvetin içinde verilen narkozla kafa 1500 olmuşken tavandaki halka florasan lambayı hare sanırsın. Arkandan gelen hafifleme hissi de kanat  değil, az önce iki böbreğin de yeni sahiplerine doğru yola çıkarak seni sonsuza kadar terk ettiler de ondan.

Aman kasvetlere gelmişim yine. Hep gel-git modundayım ben, iki dakka önce "haydiririlililililili kopuyoruz hoppaaaa!" isem hemen ardından beyaz peynirin evrendeki yeri ve süt ve süt ürünlerinin genelde zeytinle ne kadar güzel gittiği ve kalamar yemenin güzel olduğu sonra zaten biz hayatta neyiz ki birer parçacık toz felan falan fişman. Biliyorum gel-git ten çok karıştırıcıya koyulmuş akıl hastası beyni gibi gözüküyor ama kimse mükemmel değil, ne yapalım. Anlatamadım bu sefer belki başka sefer anlatırım. Beynim tıkanmış gibi hissediyorum sanırım. Zaten zihnim genelde benden önde gider(ahahay ne kadar da mütevaziyim; ilahi ben) şimdi kapanan yerleri normalden de fazla şey göndererek açmaya mı çalışıyorum nedir. Daha sonraki yazım daha az karmaşık olur herhalde. Ya da belki de olmaz. Oh anasını satayım, çok konuşuyosun diyen de yok gönlümce saçmalarım burdan.

Zaten çok yakın bir arkadaşım da gurbet ellere gidecek tez zamanda. Onun için mutlu, kendim için hüzünlüyüm uzaklaşacak diye. Olsun ama Skype felan bişeyler ayarlanır her türlü. Hem belki ziyaretine bilem giderim.

Gidin haydi şimdi... beni yalnız bırakın...(bi şekil yapmam eksikti onu da yapayım)

Order? Well... What you call "order" is just another part of chaos. No matter how hard you try to shape it, it will ooze from the cracks and stay formless. Is it a good thing? I dunno; and I don't even know if I am interested in this conversation anymore so go away. Yup, just like that.