Hmm...
Daha önceden burasıyla alakasız bir yerde yazdığım bi yazıdan başka blog deneyimim yok. Ama bana sanki, ne bileyim, boşluğa bağırmak gibi geliyor blog yazmak. Söyleyeceklerini uçurumdan içeriye bağırmak, yankılandığı sürece uzaklarda bir yerde, görmediğin, ama yine uçurumun içine bağıran kişilerce duyulma ihtimali için mi? Ya da kişisel bilgilerini açık etmediğin sürece yazdığın şeylerin kolay kolay sana herhangi bir şekilde etki etmeyeceği için mi? İnternetin en çok kullanılan amaçlarından birisi içindir belki de; bir maske.
Şimdi kimin olduğunu hatırlayamıyorum ama çok sevdiğim bir sözdür: Birinin gerçekten kim olduğunu görmek istiyorsanız ona bir maske verin. Kişinin içindekinin gerçekten ortaya çıkmasına neden olur yaptıklarının sorumluluğunu almayacak olması. İyi de olabilir kötü de, ama insan doğasını düşünürsek genelde kötü olacağından adım gibi eminim.
Bir de neden mavi bulut? Bulut, çünkü hepimiz bulut gibiyiz gibime geliyor son zamanlarda. Şekil şekil, çeşit çeşit, kümülüs nimbüs derken tür tür bulut. Hiç birisinin şekli birbirinin aynısı değil. Çok benzer bulutlar olabilir, hatta belki doğru şartlar olsaydı neredeyse aynı olacaktı o bulutlar; ama işte, rüzgar da herkese farklı esiyor; hiç birisi ötekinin kopyası olmuyor. Mavi ise daha az felsefik; en sevdiğim renk o yüzden.
Ne olduğumuzu düşünüyorum boş zamanlarımda. Sonra da bir gün şunu sordum, hadi diyelim ki bildin ne olduğunu; ne olacak? Hakkaten ne olduğumuzu bilince bi bok mu olacak? Hristiyan dini resimlerindeki melekler gibi sırtımızdan kanat çıkıp tepemizde hare mi oluşacak? Birinin kendine bu soruları sormasının nedeni anca organ mafyası tarafından kaçırılmış olması olabilir herhalde; buzlu küvetin içinde verilen narkozla kafa 1500 olmuşken tavandaki halka florasan lambayı hare sanırsın. Arkandan gelen hafifleme hissi de kanat değil, az önce iki böbreğin de yeni sahiplerine doğru yola çıkarak seni sonsuza kadar terk ettiler de ondan.
Aman kasvetlere gelmişim yine. Hep gel-git modundayım ben, iki dakka önce "haydiririlililililili kopuyoruz hoppaaaa!" isem hemen ardından beyaz peynirin evrendeki yeri ve süt ve süt ürünlerinin genelde zeytinle ne kadar güzel gittiği ve kalamar yemenin güzel olduğu sonra zaten biz hayatta neyiz ki birer parçacık toz felan falan fişman. Biliyorum gel-git ten çok karıştırıcıya koyulmuş akıl hastası beyni gibi gözüküyor ama kimse mükemmel değil, ne yapalım. Anlatamadım bu sefer belki başka sefer anlatırım. Beynim tıkanmış gibi hissediyorum sanırım. Zaten zihnim genelde benden önde gider(ahahay ne kadar da mütevaziyim; ilahi ben) şimdi kapanan yerleri normalden de fazla şey göndererek açmaya mı çalışıyorum nedir. Daha sonraki yazım daha az karmaşık olur herhalde. Ya da belki de olmaz. Oh anasını satayım, çok konuşuyosun diyen de yok gönlümce saçmalarım burdan.
Zaten çok yakın bir arkadaşım da gurbet ellere gidecek tez zamanda. Onun için mutlu, kendim için hüzünlüyüm uzaklaşacak diye. Olsun ama Skype felan bişeyler ayarlanır her türlü. Hem belki ziyaretine bilem giderim.
Gidin haydi şimdi... beni yalnız bırakın...(bi şekil yapmam eksikti onu da yapayım)
Order? Well... What you call "order" is just another part of chaos. No matter how hard you try to shape it, it will ooze from the cracks and stay formless. Is it a good thing? I dunno; and I don't even know if I am interested in this conversation anymore so go away. Yup, just like that.